| ZAMAN: Dikkat Şahan Çıkabilir! isminin ardından insanın “Daş düşebülür.” diyesi geliyor. Nereden çıktı bu isim?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Sokakta yürürken bir kapının üzerinde garip bir köpek resminin altında “Dikkat köpek çıkabilir” yazısını gördüm, çok hoşuma gitti. Bizim mantık ve konseptimizi desteklediği için de “Dikkat Şahan Çıkabilir!” dedik.
ZAMAN: Ama o korkuya dair bir ikaz...
ŞAHAN GÖKBAKAR: Evet öyle, bizde de güldürüye uyarı var.
ZAMAN: Sizin ortaya koyduğunuz yirmi karakter, daha önce benzeri denenmemiş tipler mi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Tarz olarak benzetilebilir, ama hepsi farklıdır. Çünkü onların hiçbiri bu kadar gerçek ve yaşayan tipler olmadılar. Bizim ürettiğimiz tiplerin özelliği gerçek insanları andırmasıdır. |
ZAMAN: Tarz olarak Benny Hill, Ata Demirer ve Okan Bayülgen karışımı bir yerde duruyorsunuz. Benny Hill kısmını ben değil başkaları söylüyor tabii. Keşke bu isimlerden önce çıkmış olsaydınız da ben de bu soruyu sormamış olsaydım?
ŞAHAN GÖKBAKAR: (Gülüşmeler) Benim bildiğim cinsel içerikli espriler yapan bir adam o. Ne alakam var Benny Hill ile? Benimkisi çok alışılmış Türk komedisi değil. Hamdi Alkan, Levent Kırca’nın yaptıkları miadını doldurmuş şeyler. Ben bunları bize aktaran televizyon camiasının garipliklerini anlatmaya çalışıyorum. Bir anchorman’i, sunucuyu, polemik yapmaya çalışan sanatçıları insanları eleştiriyorum. Halkın çektiği eziyeti değil, halka eziyet çektirenleri eleştiriyorum. Biri kalksın beni de eleştirsin, çok hoşuma gider. Ama “Oh ne güzel, biz hep beraber ne güzel gülüyoruz.” denilen bir dünyada güldüğümüz kadar kalırız.
ZAMAN: Ama Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, “Hababam Sınıfı Askerde” ve “Hırsız Var” filmini beğenmeyip “Bu filmlere gitmeyin.” diye eleştirince beraber gülen kesim cephe oluşturdu.
ŞAHAN GÖKBAKAR: Bu filmleri izleyemedim. Seyircinin neye güleceğine kimse karışamaz. Ahmet Hakan’ın o sinirini anlayabiliyorum. Eleştiride bulunmakta özgür, fikirlere saygı duymak zorundayız. Hakan’ın kullandığı ibare biraz sert olmuş. Türk filmleri güldürmüyor ama koşması için de biraz yürümesi lazım.
ZAMAN: Siz TV’deki kahramanları antimedyacılık yaparak eleştirirken kendi varlık sebebinizi de eleştiriyorsunuz ama...
ŞAHAN GÖKBAKAR: Evet çok doğru. Belki şimdi Benny Hill’i de eleştireceğim. TV’de yeni furya çıktı ya gerçeğin ötesi filan. Biz mizah olarak abartılı oyunculuklarla, ketçap sıkarak yaptık. Ama TV’dekiler, bizim mizah diye yaptığımızdan daha komik. Halk bunu istiyor diye yapıyorlar.
ZAMAN: Hah onu soracağım, halk hep bunu ister mi cidden? Sizin yaptıklarınızı da mı halk istiyor?
ŞAHAN GÖKBAKAR: (Kahkahalar) Halkın ne istediği muallaktır yani. Halk, biziz zaten. Biz ne istiyoruz, ona bakmak lazım. Ekran karşısında çok vakit geçiren bir insanım. Saçmalıklara bakıp onlardan bahsetmekten sıkıldık. Televole, Semralar bu sıkkınlığın sonucu.
ZAMAN: Doğallığı çok önemsiyorsunuz. Mizah doğal bir şey midir, halin kendi komikliği yeterli midir?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Çok önemsiyorum efendim. Doğallık hem komedi hem de dramda çok önemlidir, doğal olan insanı çarpar. Türkiye'de yapılan mizah sanki “Oturalım mizah yapalım da millet yer, on kişi gülse kâr kârdır.” mantığıyla yapılmış şeylerdi.
ZAMAN: Skeçleri senaryosuz ve doğaçlama usulü oynadığınız doğru mu?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Evet, doğal ve doğaçlama yapıyorum. “Ben senin babanım yavrum.” tarzı abartılmış oyunculuklar beni sıkar, dedem böyle konuşmuyordu mesela. Çünkü set ortamı çok durmalı kalkmalı bir ortamdır. İngilizlerin spirit, (düşünüyor) hah bizim büyü dediğimiz şey kayboluyor yazılı metinde. Yani kayıt yeniden başlayınca o sahneyi bambaşka oynuyorum. Hep anlatırlardı, Robert De Niro böyle yaparmış. Allah Allah nasıl yapıyormuş adam derdim. Şimdi bakınca, ben de öyle yapıyormuşum. |
 |
ZAMAN: Robert De Niro’luk var yani?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Ufak ufak, fark etmeden. (Kahkaha atıyor) Yok estağfurullah.
ZAMAN: Programın tek katalizörü olmak tüketmez mi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Herkes bunu merak etmeye başladı. Biz o kadar işte budur diye çıktık ki, “Bu on programlık malzemeyi kullanmış, n’apıcak şimdi?” diye bakanlar oldu. Şimdi üçüncü bölümü çektik, hiç kayma yok. Bu sanırım benim yapabileceğim bir iş.
ZAMAN: Espriler birinci elden espriler mi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Birinci elden. Alper Mestçi ile üretiyoruz. Bütün makyajımı kendim yaparım, makyöz kullanmam.
ZAMAN: Bu kadar cins insanı ekrana taşıyıp espri malzemesi yapmak risk değil mi? Reklamda keçinin adı Muharrem diye dava açanlar var bu ülkede?
ŞAHAN GÖKBAKAR: (Gülüşmeler) Yürüyüş yaparlar di mi? Çok sert ve gurur kırıcı biçimde çalışmıyorum ekrana. Sen onun yaptığı şeyi abartmadan yapınca insanların, samimiyetime inanacağını umuyorum.
ZAMAN: Yaptığınız mizahın kırmızı çizgileri var mı? Bel altından çok el altı espriler mi yaparsınız?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Toplumun bir arada yaşamasını sağlayan kırmızı çizgiler beni de bağlar. Cinsel içerikli esprileri sevmediğim gibi kaçmak da isterim. Dini ve politik espriler yapmam. Bireylere değil topluma sesleniyorum efenim. Nasıl güzel cevap değil mi?

| ZAMAN: Mesaj kaygılı bir cevap oldu. Peki ne zaman sitcom'da oynayacak ve stand-up yapacaksınız?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Gördüğünüz bütün insanlar bu şekilde oldular değil mi? Bizdeki şovmen modeli bu. Ben bunu sürece yayma taraftarıyım. Komedyen buhranı anında piyasaya çıktığım için insanlar “Ne güzel ya, bak, hemen alıp stand-up film yapalım.” dediler.
ZAMAN: O zokayı yutmam diyorsunuz yani?
ŞAHAN GÖKBAKAR: (Gülüşmeler) Hayır yutmam. Çünkü ben ne ultra ünlü bir insanım, ne de hiç tanınmamış birisiyim. Hani garson boy insan derler ya, öyleyim. Çocuk ergenliğe girer tişört bulamazsınız, çocuk reyonuna gitseniz küçük gelir, yetişkin reyonuna gitseniz büyük gelir. Üzerimde bir elbisem var, onu temiz tutmaya çalışıyorum bir süre. Sitcom'a, radyoculuğa, reklam ve sinema filmine sıcak bakıyorum. Ama stand-up bir iki adım kadar uzağımda duruyor. |
ZAMAN: Çok ünlü biri olacağınızı bilmek sizi geriyor mu?
ŞAHAN GÖKBAKAR: O zaman genç şovmen olacak işte Şahan. Bu his zaten ben okurken de vardı, ortaokulda da vardı. İleride bir üne sahip olacağımı hep hissederdim. Bu his beni germiyor. Çünkü ben doğallık ve samimilikten yanayım.
ZAMAN: Ekran öncesi yaşamınızda nasıldınız? Yani halk sizi istiyor muydu Şahan Bey?
ŞAHAN GÖKBAKAR: (Gülüyor) Çocukluğumdan beri garip bir hayatım var, çok yaramazmışım. Sekiz yaşında babam ölünce etrafımda üzgün bir çevre oluştu. Hani evdeki neşe kaynağı olayım da ortam rahatlasın gibi bir yöne kaymış olabilirim. Okulda da neşe kaynağıydım. Sonra tiyatro okuluna girdim, Bilkent’e. 350 kişi arasında ilk dörde girdim ve okulda doğal oynamanın mücadelesini verdim, kavgalar ettim. Okulda bir yıl boyunca telefon çalıyor ve ölüm haberi alıyorsunuz; “Ne, nasıl olur, nerede?” diye... Tiyatroda da hep ölüm haberi alacakmışım gibi geldi. (Kahkahalar) İkinci sınıfta Zurap hoca beni yanına aldı. Yeter bu çocuğu ölüm haberi ile üzdüğünüz; ailesinde kimse kalmadı diye düşünmüştür... (Gülüşmeler) Evet. Mezun olunca İstanbul’un hızına ayak uydurmaya çalıştım. Burada kuşlar bile hızlı uçuyor. Ankara’da tellerin üzerinde oturuyor. Orada sarı trafik ışığı var. O yüzden yarışma programı Zoka’da bu kadar insanı kolayca zokaladık.
ZAMAN: Anneniz nasıl buluyor sizi ekranda?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Kim olursa olsun TV’ye çıkan insanın anne sendromu vardır. Anneler ilk başta ‘Yavrum niye öyle dedin, burada öyle yapmasan daha iyi olurdu.’ derler. Sanki evin salonunda bir şey anlatmışsın da o da onu eleştiriyormuş gibi. Ben kadın kılığına giriyorum ya, telefonda hissediyorum; ‘Kadın kılığına girme yavrum bak, insanlar söylüyor bak.’ diyor. İlk programıma hiç gülmemiş. Neden dedim? ‘Seni incelemekten gülemedim? diyor. (Gülüyor)
ZAMAN: Kediniz Dada ne diyor bu işlere?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Kedim Dada hayatımda önemlidir, bir İran kedisi. İstanbul’a alışma sürecinde aldım. Dadaizmin saçma gerçekliği beni çekiyor. Kardeşim de var evde, onunla da iyi anlaşıyorum.
ZAMAN: Onun ismi ne, Buda mı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: (Kahkahalar) Buda’ymış değil mi meğerse, turuncu çarşaflarla örtüyormuşum üzerini.
ZAMAN: Gülmeyi mi önemsiyorsunuz, güldürmeyi mi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Valla ikisi de önemli. Güldürürken gülmeyi sevmiyorum. Başkasını güldürürken kendim kahkaha efekti yapmam.
ZAMAN: Yükselen burcunuz programınızı nasıl etkiliyor?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Yükselenim akrep; ama nasıl etkiliyor bilmiyorum ki. Burcum terazi, sanata yatkın derler. Burçtan yırttım canım.
ZAMAN: Mizahçılar duygusal ve şişman mı olmak zorundadır?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Evet mizahçılar duygusaldır. Ya ben şişman değildim de uzun ilişki yaktı abi. Kız arkadaşımla sinemaya git mısır ye, yemeğe git mısır ye orda da. Yemekte niye mısır yiyorsanız? (Gülüyor) Evine bırak, annesi poğaça versin, onu ye. Tatlıcıya git fırın sütlaç ye. Mum ışığı bul yemek ye, sürekli yemek yemek yemek... Halimden memnunum da annem memnun değil. Zamanında yedir yedir sen bizi, şimdi ‘Ne bu hal yavrum?’ de, olur mu yani?
ZAMAN: Bethooven beste yaparken ayaklarını buzlu suyun içine sokuyormuş. Sizin böyle tuhaf takıntılarınız var mı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Öyle miymiş o? Vay manyağa bak, niye? (Gülüşmeler) Ortam doğal olsun, dağınık ve rahat olsun. Buza-muza gerek yok, yapmayın böyle şeyler, üşütürsün yani. Bethooven ne kadar çalışıyor bilmiyorum yani; ama biz uzun çalışıyoruz.
| |



|
|