TEMPO: Doğaçlama meselesi tam olarak nedir? "Bugün program çekimi var, geçelim hele bir kameranın karşısına. Allah ne verdiyse artık" mı diyorsunuz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: O an aklıma gelen metni hemen oynayabiliyorsan ve onlar da 10 tane metin yazarının yazdıklarından daha iyiyse, "Doğaçlamada bir numara" diyorlar sana.

TEMPO: Halkın gülmekten karnının çatladığı lafları o anda,daha önceden kurgulamadan ürettiğinizi mi anlayacağız bundan?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Evet. O anda söylüyorum. Hiç tasarlamıyorum. Sadece şunu tasarlıyorum. Mesela bir karakteri ele alalım. Berkut bu hafta kendini yaksın. Nerede yaksın abi? Küvette yaksın. Ne zaman abi? "Bi tane verneli boşaltın." İyice içini yıkıyoruz. Suyla dolduruyoruz. Ağzıma gözüme kaçmasın. Yıkıyorlar. Birde yanmayan bir zippo verin bana. Hazırım ben abi. Kayıt, kamera. Hazır mıyız? 3 2 1 kayıt.Buna “doğaçlama” diyorlar. Ama bence daha komik şeylerin çıktığı ‘live brain storming' diyebiliriz. Canlı metin yazımı yani.

TEMPO: Londra hayranı olarak BBC'de komedi yapan David Williams'ı biliyor musunuz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Tanımıyorum. Ben Peter Sellers'ı tanırım. Monty Phyton'ı tanırım. Çocukluğumuzdan beri Benny Hill'i TRT'de bize izlettirdikleri için onu tanıyoruz.

TEMPO: Röportajlarınızda neden çok daha ciddi biri oluyorsunuz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Evet. Çünkü röportaj ciddi bir iş. Burada da komedi yaparsam “Şahan'la ciddi hiçbir şey konuşulmuyor” oluyor.

TEMPO: Para ve şöhret adamı…
ŞAHAN GÖKBAKAR: Bozar. Ama ben bozulmayı düşünmüyorum.

TEMPO: Ünlü olmak insanı bozar mı? Nasıl bir bakış açısıdır bu?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Bozar dediği şey şu: Ünlü olmadan evvel bakkala gidip “Merhaba abi. Çikolata gibi bir şey var mı ya? Ne kadar abi?” diye sorarken, ünlü olduktan sonra “Bana şu çikolatadan ver. Bu da parası” deyip çat diye koyunca, bozulmuş oluyorsun. Alım gücüyle, ekonomiyle cebine giren parayla alakası var. Ama zaten benim işim, hayattaki bu saçmalıkları gözlemlemek. Ben de aynı şeyi yaparsam, o zaman kendimin de skecini yapmak zorundayım. Ben evvelimden beri böyle bir adamım zaten.

TEMPO: Standartlara uymuyor kalıplara girmiyorsunuz. Siz bu musunuz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Kendim gibi davranıyorum. Ama toplumun kurallarını baz almış ve onunla biri gibi davranıyorum. Sonuçta ipsiz sapsız bir ailenin, hovarda, serseri çoçuğu değilim. Olmadım hiçbir zaman. Her zaman çeşitli temelleri oturmuş ailelerin çocuklarıyla beraber büyüdüm. Böyle bir ailem var. Annem, babam, dayım, teyzem, halam herkes ODTÜ'lü. Varlıklı. Benim ailem, Türkiye'de kaybolmuş orta sınıfın yukarıya tutunmaya çalışanı olabilir. Çünkü Türkiye'de bir orta sınıf vardı o yok oldu.

TEMPO: Kim yok etti?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Onu hiç bilemem. Ben doğmamıştım. Bunun sorumlusunu aramak gerekmiyor. Dünyanın gidişhatı bu yönde. Maalesef para, bazi şeylere yön veriyor. Bunun sonucunda zenginler daha çok zengin oluyor, fakirler de zengin olmaya çalışıyor. “Bana ne kardeşim. Gel zengin ol sende. Çalış, üret. Ben üretiyorum, çalışıyorum, zenginim” diyor bir taraf. Öteki de diyor ki: Şu anda bu durumdayım. Haydi hepimiz bu duruma gelelim. Benim demeye çalıştığım, 1980 sonrasında Türkiye'de öyle bir değişim yaşandı. Zenginler daha çok zengin oldular. Güçsüzler, yoksullar birazcık daha öyle oldular. Orta sınıf yok oldu. Benim ailem de yok olan bu orta sınıftan dolayı üst tabakaya tutunmaya çalışan bir aile.

TEMPO: Finali siz mi getireceksiniz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Hayır. Ben zaten bunları gözlemleyen bir insan oldum. Ben ilkokuldan itibaren kolejde okutuldum. Ama benim okul için giydiğim tek bir çift ayakkabım vardı mesela.

TEMPO: Bunun ezikliğini yaşadınız mı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Yaşamadım.

TEMPO: Özenmediniz mi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Çocukken tabiki oluyor. "Anne şu çıkmış,bundan alalım." "Ay sonu,önümüzdeki ay alabiliriz" gibi diyaloglar da yaşadım ben. "Yavrum şu an bunu alamayız" cümlesini duydum. "Buna alacak paramız yok" cümlesini duydum. Bunları duyarken de kolejde okuyordum mesela. Çocuk aklımla anneme çok sordum. "Biz niye böyle bir ortamda okuyoruz" diye. Her şey dört dörtlük. Mesela cep telefonu modası çıkmıştı o zaman. Bütün arkadaşlarım cep telefonu almıştı. Benim yoktu. İstiyordum da çok. Annem, "Sana cep telefonu almam. Çünkü gereği yok. Okula gidip eve gelen bir çocuksun, işadamı değilsin." derdi. Ve almadı. Liseden mezun olurken annem bana cep telefonu aldı. Hiç bir zaman çok yokluk çektirmedi bana Tanrı. Kimseye de çektirmesin. Ama Tanrı bana bunun sonucunda varlık da gösterdiğinde, ben o çizgimi koruma taraftarıyım. Çünkü o çizgide çok mutluyum.

TEMPO: ‘Babasızlık' duygusuyla nasıl baş ettiniz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Babasızlık benim seçtiğim bir duygu olmadı. O yüzden yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Ne yapabilirim? "Şu olmasaydıböyle olurdu, ben o sabah şunu yapmasaydım böyle olurdu, iki dakika daha geç olsaydı. Keşke, keşke, keşke…" Keşke hayatımızda keşkeler olmasaydı. 3-4 yıl geçtikten sonra, “Neden benim babam yok?” düşüncesi yerine, artık “Babamla şöyle şeyler yapardık, şöyle yerlere gitmiştik” düşünceleri hatırlanmaya başlanıyor. Benim babamdan da herkes gururla bahseder...

TEMPO: Bir gün sizin yüzünüzden Cem Yılmaz televizyona döner mi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Evet, aslında yaptığım işin tarzı, kafamdaki açılımı şöyle oldu: Cem Yılmaz kariyerine televizyonda başlasaydı, bu tarz bir iş yapardı açılımında ama Cem Yılmaz hiç televizyona girmedi.

TEMPO: ‘Türkiye'nin komedi kralıyım' gibi bir…
ŞAHAN GÖKBAKAR: İddiam yok. Ama kapağa Türkiye'nin en komiği, kralı yazarsanız da hayır demem yani.

TEMPO: Neden?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Niye diyeyim ki. Bu sizin Görüşünüz.

TEMPO: Çok ünlü ve evli bir mankeni aradım…
ŞAHAN GÖKBAKAR: Naomi Campbell mı?

TEMPO: “Şahan Gökbakar'ı tanıyor musunuz?” diye sordum. “Kim ki o?” dedi. Memleketin en ucra köşelerinde bile popüler olmuş bir adam durumunuz yok anlaşılan.
ŞAHAN GÖKBAKAR: İlgi alanlarıyla alakalı ya onlar.

TEMPO: Bu durum sizi rahatsız ediyor mu?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Hayır, hiç etmiyor. Aradığınız manken sabah uyanıyordur, solaryuma gidiyordur. Kuaföre gidiyordur. Akşam iş görüşmesine gidiyordur. Veya dizi çekimine gidiyordur. Güzellik ve cilt bakımını yaptırıyordur. Oradan çıkıp tırnaklarına manikür yaptırıyordur. Oradan arkadaşlarıya yemeğe gidiyordur. Oradan çıkıp bir bara gidip, kameralarla konuşup, taksiye binip hızlıca eve gidiyordur. Bu ring içerisinde herkese ekmek çıkarıyordur. Şimdi televizyonu açıp bana gülsün diye bir istekte bulunabilir miyiz böyle bir insandan? Hayır.

EMPO: Sizin için “Ekşi Sözlük kuşağının ilk starı” diyebilir miyiz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Katılıyorum. “Ekşi Sözlük kuşağı” kavramıyla, 17-25 arası Türkiye'deki herkesi söylüyorsun. İnanamayacaksın 5 yaşa kadar indim ben. 5-11 arası da dolu benim. Onları etkilemiş olmak daha büyük mutluluk. Onlar bana, benim şu anda Cem Yılmaz'a baktığım gibi bakıyorlar. Onlar büyüyünce artık yaşlanmış olacağım. O zaman beni farklı görecekler. O yüzden benim için çok değerliler.

TEMPO: Peki bu kuşak, ucu bucağı belli olmayan bir absürdlükten mi zevk alıyor?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Klişe işler onları tatmin etmiyor. Belki de bu etkili sizin sevilmenizde 5 yaşında olanlarla 24 yaşındakiler arasında şöyle bir fark var. Biz doğduğumuzda 10 yaşımıza kadar özel televizyon yoktu. Ama TRT en cafcaflı dönemini yaşıyordu. Biz özel televizyonların, çok sesliliğin olduğu bir dönemde ergenliğimizi geçirdik. Algılarımız daha açık. Şimdi 5 yaşında olanlarsa internetten tut da, bin tanelik kablolu yayına kadar bir ortamda büyüyor. Onların algıları daha da gelişmiş. Belki o yüzden beni algılayabiliyorlar. Onlar iyiyi gördükçe, çok iyiyi istemeye başladılar. Bizim kuşağın özeti budur.

TEMPO: Antimedya skeç konseptinizi besleyen ve tutan şey apolitiklik mi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Çünkü gördüler ki bu kadar sene bu ideolojiden dolayı anne-babaları acı çekmiş. Bütün aile toplantılarında, bahçe barbekülerinde “Eskiden onlar onlara gider tarardı, biz buna böyle yapardık, ne günlerdi” muhabbeti dinledi bizim kuşak hep, ben de dinledim. O yüzden baktılarki gereksiz bir işmiş. Çünkü herkes mutlu. Televizyona baktılar ve orada şunu gördüler, belirli bir kıstas var. O da reyting. Reytingi belirleyen insanlar da Türkiye'nin genellikle kim oldukları belli olmayan, evlerinde alet olan insanlar. Onlar bazı şeyleri seçiyorlar. Ama baktılar ki başka programlar var kardeşim. Bir izliyorlar ‘Friend'i. Çok güzel dizi geliyor onlara. ‘Sex And The City' mesela. Bir dönüyorlar, ondan sonra vasat bir Türk sit-com'una. “Bu ne ya?” diyorlar. Ama bakıyorlar ki birinci olmuş. Ne yapıyorlar? Sıkılıyorlar. Ben de şunu dedim: “Ben de sıkılıyorum bundan.” Ben orada kendi gördüğüm şekliyle televizyonda yapıyorum, gülüyoruz. Tek yaptığımız şey bu aslında antimedya duruş olarak.

TEMPO: Şimdi gelelim ‘celebrity' meselesine. Ne oldu, çevrende güzel, ünlü kızlar geziniyor mu?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Ben daha güzel kız göremedim çevremde. Herkesin şöhret olma hikayesinde anlattığı şeyleri yaşamadım daha. O raddede değilmişim demek ki. Mesela bir yere gidince, 4 tane manken kız gelip “Komiksin, çok tatlısın” yapmıyor.

TEMPO: Hiç olmadı mı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Olmadı. Telefon isteyen de olmadı. Arayan “Merhaba ben buyum. Hatırlamıyor musun? FHM aralık” falan diyen de olmadı. Vallahi olmadı ya. Olsa ben olmadı der miyim? Olmadı

TEMPO: Ne oldu?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Kenan Doğulu. Emre Altuğ, Cem Yılmaz, Beyazıt, Okan Bayülgen, Cem Davran gibi ünlü insanlarla geçirdiğim dakikalar eklendi. Onların programına, doğum gününe giderken, dışarıda rastladığımızda görüştüklerim eklendi. Onun dışında zaten İstanbul'a geldiğim günden itibaren; doğal, samimi, sıcak bir insan oluğum için, yakın çevremde –alışveriş ettiğim marketi de dahil edebilirsin- hala aynı ilişkiler içindeyim. Benim Etiler'deki dürümcüm 6 sene evvel geldiğimde de ‘Vay güzel kardeşim' yapardı bana. Dün gittim yine ‘Vay güzel kardeşim' diyor. Ben araba aldım. Bana hiç kimse şöyle yaklaşmadı: “Oooo, parayı da götürüyo i…'ye bak.”

TEMPO: Nelerin sahibi oldunuz şu an itibarıyla? Arabanız…
ŞAHAN GÖKBAKAR: O kadar. Zaten arabam vardı. Benim Ankara'da Bilkent'te okurken arabam vardı. Annemin evi vardı. Bizimdi. İstanbul'a geldim. Kirada oturmaya başladım. Arabam yoktu. Şimdi bir tek arabam oldu. Kirada oturduğum yerin birazcık daha üstüne kira ödeyebilecek maddi gücüm oldu. Taşınma fikri geldi aklıma. Evimi taşıyacağım. Yine aynı kıyafetleri giyiyorum.

TEMPO: Ünlüler dünyasında en yakın arkadaşınız kim şu an?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Burak Kut'u gerçekten takdir ediyorum. Her programdan sonra beni tebrik eder, mesaj atar. Bunun dışında Emre Altuğ çok iyi bir adam. Ceyhun Yılmaz iyi bir adam. Cem Yılmaz, Beyazıt Öztürk çok iyi insanlar bunlar.

TEMPO: Peki “Kızlar neden ilgi göstermiyor bana” diye komplekse kapılmadınız mı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Onun cevabını ben biliyorum.

TEMPO: Söyler misiniz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Onun cevabı benim birazcık dışarıdan farklı algılanıyor olmam. Ünlü olma muhabbetine girmeden evvel de hep yaşadığım şeydi. Beni biraz tehlikeli buluyorlar. Tehlikeli erkek modeli olarak görüyorlar.

TEMPO: Çapkınlık anlamında mı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Kontrol edilemez diyelim. Aslında gözü dışarda bir adam değilim. Dışarıdan öyle algılanıyor. Çünkü herkesle çok sıcak ilişkiler kurarım. Samimi davranırım. İnsana değer verdiğimi gösteririm. Hayatımda ona değer verdiğimi gösterdiğim bir kadın da başka birilerine değer verdiğimi göstermemi istemiyor. Ama mesela sevgilisini aldatma fikri bana çok uzak.

TEMPO: Vaki değil midir?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Vaki de değildir, baki de… Dışarıdan bakıldığında son derece gösterişli, ukala, zeki, bunun da farkında, çok hoş bir suratı olan, gözleri çok güzel olan bir adam olarak tabir ediliyorum. “Aaa çok tehlikeli Terazi burcuymuş” falan diye de konuşuyorlardır.

TEMPO: Bir gün işlerin iyi gitmeme ihtimalini düşünüyor musunuz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Bir gün işler iyi gitmesse eğer sadece televizyonda iyi gitmiyordur o işler. Benim hayatımda işler iyi gider. Ben yine aynı insan olurum. Sadece televizyonda görünmemi istemezler. Ben dönerci açarım, gelen müşterileri güldürürüm. Yine mutlu olurum. Ben ben olduğum sürece hiçbir problem yok hayatta.

TEMPO: Mesela yatağınızdayken içinizde Cem Yılmaz fikri size ne hissettiriyor Rekabet, hayranlık…
ŞAHAN GÖKBAKAR: Benim yatak odamdaki çerçevenin içinde bir peçete vardır. Asılı hala. Kendi karikatürünü çizmiştir Cem Yılmaz oraya. “Şahan'a sevgiler” yazmıştır Cem Yılmaz. Yıl 1994 veya 1995. O peçete hala orda duruyor. Cem Yılmaz'da hala benim gözümde o peçeteyi aldığım andaki gibi duruyor.

TEMPO: Peçeteyi nasıl aldınız?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Kulisine girdim. Sahneden atladım. Oyun bitti. Herkes dağıldı. Ben oturdum bekledim. Temizlik yapmak için salona girdiler. Oradan bir güvenlik görevlisi girdi. O sırada ben onları kontrol edip sahneye çıktım. Oradan kulise kaçtım. Milli Eğitim Bakanlığı Şura Salonu'ydu, hiç unutmam. Ufak bir kulis. Bir tane ayna var. Peçeteler, su, Cem Yılmaz. Üzerinde mont. Girdim, böyle garip garip baktı bana. “Bu kim?” diye. “Merhaba, seni çok seviyorum abi” dedim. “Bana bir hatıra verebilir misin?” dedim. “Ne vereyim lan şimdi” dedi. “Montu versem üşüyeceğim.” “Abi peçete var orda” dedim. “Vereyim o zaman” dedi. Üzerine resmini çizdi. “Adın ne?” dedi. “Şahan” dedim. “Şahan'a sevgiler” yazdı.

TEMPO: Hala duruyor mu peçete?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Hala asılı. Hala o andaki hayranlıkla bakıyorum Cem Yılmaz'a.

TEMPO: Aşk hayatı nasıl?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Valla uzun zamandır…

TEMPO: Kalbim boş demeyin..
ŞAHAN GÖKBAKAR: Hayır yok. Zaman zaman kalbim doldu, boşaldı, tekrar doldu. Ama hiçbir zaman depoyu dolduran bir aşk yaşayamadım uzun zamandır. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer modu var ya. Aşk konusunda öyle yerlere itildim.

TEMPO: Ağzınız çok mu yandı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Tabii yanmıştır. O yüzden üfleyerek yiyorum. Böyle olunca da pek tadı olmuyor. Bir kere daha deneyeceğim üflemeden yemeyi. O da hüsranla sonuçlanırsa, o zaman hep üfleyerek yiyeceğiz.

TEMPO: Terk edilme, aldatılma mı var?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Terk edilme yok. Aldatılma da yok. Belki vardır. Bilemem. Aldatılmayı kimse bilemez. İlişkide senin aklına, sevgilini aldatma fikri düşmüşse, emin ol, onun da aklına mutlaka bir kere bile olsa düşmüştür bu fikir.B en böyle bir şey yaşamadım diye tahmin ediyorum. Yaşasam da çok üzülmem. O, beni kaybetmiş olur.

  Recep İvedik Resimleri
Recep İvedik Gala Resimleri
Recep İvedik Fragmanı

Şahan | Şahan Gökbakar | Fotoğrafları | Ropörtajlar | Zoka | Dikkat Şahan Çıkabilir Skeçleri | Full Bölümler

blog stats
Türkçe Arama Motoru