| MOBİL KUŞAK: Şahan'ın anlamı ne? Neden bu ismi koymuşlar?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Bu isim üzerine çok spekülasyon var ama tam olarak ne anlama geldiği kesin değil. Bekir Yıldız'ın “Kaçakçı Şahan” diye bir kahramanı var. Babam da o kitaptan yapılan Filmi çok beğenmiş adımı Şahan koymuş. Bilmem ne hanın yeğeniymiş bu. Çok eski bir isimmiş. Genelde Ermeniler'de rastlanılan bir isimmiş. Bir de benim bildiğim başka bir özelliği de şu: Şahin denilen kuş uçarken Anadolu'da “Aa bak şahan geçiyor” derlermiş. Bir de böyle bir şiveli söylenişi varmış.
MOBİL KUŞAK: Tek çocuk musun?
ŞAHAN GÖKBAKAR: İki kardeşiz. Ben dört yaş büyüğüm. Kardeşim de Bilgi Üniversitesi Sinema TV bölümünü bitiriyor bu yıl. O yönetmen oluyor ben oyuncu oldum; bakalım güzel bir sinerji doğacak mı? |
MOBİL KUŞAK: Sinemayla ilgin ne boyutta?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Çok ciddi olarak ilgileniyorum hatta en çok ilgilendiğim alan diyebilirim. “Keşke ben de oynasaydım” dediğim bir çok Film oldu. En azından performansımı değerlendirmek için çok isterim bir sinema Filminde rol almak. Büyük bir perdede inandırıcı roller yapabilmek çok hoşuma giderdi. Sinan Çetin'den teklif geldi. Benimle ilgili bazı projeleri var. Benim kendi kafamda kimi projelerim var. Onları değerlendirebiliriz. Ancak doğaçlama bir çalışma olmasını isterim.
MOBİL KUŞAK: Doğaçlamadan söz ediyorsun. Programda ne kadar doğaçlama yapabiliyorsun?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Hiç yazmıyoruz, hiç. Sadece yapacağımız bölümü belirliyoruz. Örneğin haber bülteni yapıyorsak haberlerin içinde sunulacak konuları belirliyoruz. Birinci haber şu, ikinci şu, üçüncü şu... Sadece başlıkları belli. Ben aradaki bütün her şeyi doğaçlama yapıyorum. Örneğin bir talk şov programı çekeceğiz birazdan ama hiç bir şey konusunda bir fikrimiz yok. Ana konumuz belli, iğnelenecek yer, yapılacak eleştiri belli. Sonra çıkacağım sahneye; ben doğaçlayacağım Alper çekecek.
MOBİL KUŞAK: Peki ama bu sistem bazen aksamıyor mu ya da çok zaman almıyor mu?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Hayır aksamıyor. Mesela bizim üçlü bir bölümümüz var. Orada, ekrandaki üç insanı da ben oynuyorum. Adı ‘Tehlike Çanı'. Ratinglerle oynayan adam: Bülent Binbaş. Programın sonunda hep masaya vuruyor. Orada üç tipi de ben oynuyorum ve üçü de birbiriyle diyalog halinde oluyor. Bunun normal yol ve hava koşullarında çekim süresi altı yedi saatken biz bir saate yakın sürede çekiyoruz. Yine hiç bir metin, en ufak bir not dahi yok. Tabii ben bu işi dişarıdan gördüğüm zaman yani üçlüyü yanyana düşünebildiğim zaman, kimi yaparken hangi cümleleri kullandığımı hatırlıyorum. Ona göre oyun veriyorum. Zaten Alper de inanamıyor buna. Ancak çekiyoruz, izliyorlar sonra da montajda oturuyor. Süreleri, yerleri, diyalogları hep oturuyor. Zaten bizimkisi de tiplerin diyalogda olduğu bir program. Her bölümde en az on altı, on yedi tipleme yapıyorum ve hepsinin birbiriyle ilişkisi oluyor. Ben bunu yazılı bir metni oynamaktan daha rahat yapıyorum. O yüzden de hiç bir metin yazmıyoruz. Oturup düşünüyoruz ve sonra çıkıp yapıyoruz.
MOBİL KUŞAK: Her bölümde canlandırdığın on beş on altı tiplemeden senin en beğendiğin hangisi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Valla benim en çok sevdiğim, daha doğrusu bizim en çok üzerine konuşup sempati beslediğimiz adam Bülent Binbaş. En son çıkıp ratingleri patlatan adam. Ben en çok onunla vakit geçirmeyi seviyorum. Benim programımda tiplerden çok karakterler ön planda oldu hep. Diğer sevdiklerim Berkut, Engin Cömert ve bir de pencere önünde bira içen adam. Onun bir adı yok, öyle bir adam.
MOBİL KUŞAK: Belki erken bir soru ama bu tür doğaçlamaya dayalı, tiplemeler üzerinden yürüyen bir şov her zaman yapmak istediğin şey mi? Yoksa aklında başka bir hedef var mı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Aslında televizyonda gördüğünüz her şeyi, özellikle de benim alanıma giren her şeyi yapabileceğime inanıyorum. Önemli olan bunların daha önceden fazla yapılmamış ve klişeleşmemiş olmaları. Yapacağım sinema Filminin de çok farklı olmasını isterim. Klişe bir aşk da yaşamak istemem.
MOBİL KUŞAK: Zamanında seyrettiğin ya da hala sevdiğin, kendin için örnek aldığın mizahçılar var mı? Örneğin MAD dergisi çizerleri, Monty Python grubu...
ŞAHAN GÖKBAKAR: Monty Python'u sevmiyorum diyen adamla ben de arkadaşlık kurmam. Zeka seviyesi olarak temele Monty Python'u koyarsam bilmeyene uzak dururum. Hakikaten en azından bilmek gerekir. Tabii ki çok beğeniyorum. Peter Sellers oyunculuk açısından dahi gördüğüm bir adamdır. O da sadece bir tip değil karakter yaratıyor. Üzerine çalışıyor. Onun dişında doğal komik tipleri çok severim. Mesela Raging Bull'da Robert De Niro'nun karşısında oynayan Joe Pesci'yi çok severim. Oradaki halleri, tavırları, oyunculuğu beni çok güldürür. Bunun dişanda Jay Leno'nun profesyonelliği, olayı sunumu, sivriliği çok hoşuma gidiyor. Mike Myers'ın sunduğu Saturday Night Show'lar. Türkiye'de bakıp da ‘çok güzel, hakikaten çok başarılı bir iş' dediğim bir kaç dizi dişında komedi programı olarak hiç bir şey yok maalesef.
MOBİL KUŞAK: Üniversite yıllarını biraz anlatabilir misin?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Bilken'te tiyatro okudum. Bize orada tiyatroda olması gereken şeyleri biraz abartılı ve mistik bir tavırla öğretmeye çalıştılar. 1920 doğumlu bir Cüneyt Gökçer var. 1940'lardan beri konservatuarda hoca olmuş. Parantez o kadar geniş ki Türkiye'de gördüğün -özellikle de Ankara'da yetişmiş- bütün oyuncuların hocası Cüneyt Gökçer. Bu da neye yol açmış? Herkesin küçük Cüneyt Gökçer'ler olmasına yol açmış. Sesler, rezonans katmalar, cümleleri ‘yapıyor, ediyor'larla bitirmek... Bunları ben de yapabilirim ama doğal gelmiyor. İlk iki sene okulda anlaşılamadım ben. Bana ‘Bundan bir şey olmaz' dedi herkes, ‘Amaan, saçma sapan bir adam. Gelmiş gidiyor işte. Tamam yetenekli de tembel bir adam ama rezil. Ses çalışmaz etmez'. Ancak sonra, üçüncü ve dördüncü sınıfta okulun en iyi oyunlarında en iyi rolleri oynadım. Çok da beğeni aldım. O zaman da ‘Aferim bak oldu. Başardık; çocuğa bir şeyler öğretebildik' dediler. Aslında içlerinde benimle diyalog kurabilen sadece Zurab Sikharulidze diye bir Gürcü hoca vardı. Hala da var. Hala da görüyorum. Benimle tek diyalog kuran adamdır. Daha çok Zurap hocayla oturup konuştum. O benim ufkumu açtı.
MOBİL KUŞAK: Haftan nasıl geçiyor? Sürekli çalışmıyorsun herhalde?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Çekimler üç bazen dört günümü alıyor. Pazartesiden perşembeye çekim var. Cuma günü toplantılara, iş görüşmelerine katılıyorum. Cumartesi günü kendime vakit ayırıyorum, öğleden sonra. Gece dışarı çıkıyorum eğleniyorum. Pazar öğlene kadar uyuyorum, Akşam üzeri Alper'le buluşuyoruz. Önümüzdeki haftanın çekimlerini konuşuyoruz. Sabaha karşı altıda, yedide uyuyoruz. Sonra pazartesi öğleden sonra beş gibi uyanıp tekrar konuşuyoruz. Sonra Salı günün tekrar çekim. Başka bir çekim daha sığdırmam mümkün değil. Sığdırmak için on tane metin yazarı toplayıp ‘Hadi bakalım, bir şeyler yazın, Pazartesi günü mail atın ben okuyup şunlar güzel' diyeyim. Öyle olur ama başka bir şey olur. şu an yaptığımız bize özel. Alper'le ikimiz bir program yaratıyoruz ve bunun bu kadar beğenilip bu kadar ses getirmesi çok hoşuma gitti.
MOBİL KUŞAK: Çok az boş vaktin var gibi ama belirli bir ilgi alanın var mı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Var tabii. Sadece kendime ayırdığım vakitte tamamen rahatlamaya, kafamı dağıtmaya yönelik şeyler yaparım. Mesela Playstation oynarım; çok feci derecede. Televizyon izlerim kafa dağıtmak için. Gece eğlencesine çıkarım. Çok bunaldığım anlarda gitar çalarım. Çocukluktan gelen bir şey müzikle ilgilenmek. Müzik kariyeri de olabilirdi belki ama o yöne gitmedim. Tabii ileride belki ben de bütün komedyenler gibi albüm çıkarıp cebimi doldurmayı düşünebilirim (gülüşmeler).
MOBİL KUŞAK: Cebimi doldurmak diyorsun ya; ileride maddi kaygıların bugünkü farklılık arayışının önüne geçer mi sence?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Bizim bu yaptığımız işin dünyadaki karşılığı da büyük paralar gerektiriyor çünkü bu çok nadir insanların yapabileceği işler sınıfına giriyor. şöyle düşün; çok sayıda doktor var ama bir tane cerrah çıkıyor çok ünlü oluyor ve çok para kazanıyor ama sonuçta o da bir cerrah. Benim ve diğer komedyenlerin yaptığı işler pek bir sanatsal değen taşımayan ama insanların eğlenmesine yönelik işler. İnsanoğlu da sürekli eğlenmek ister. O yüzden de bizim işler çok rağbet görür. Özellikle de iyi yapabiliyorsan. Bunun karşılığında da herkes sana gel benim ürünlerimi alan insanları güldür diye bir yarış içine giriyor. Sen özel bir parça oluyorsun. Bu durumda ne oluyor? Senin değerin şu anda 5 ise o zaman oluyor açık arttırma gibi 150. Sana bunu veriyorlar ve senden yine o ilk 5'teki yaptığın şeyi istiyorlar. Sen cebindekiyle kafandakini yanyana koyarsan çok kötü dağılırsın. Ancak cebine gireni ve içindekini ayrı koltuklarda durmasını sağlarsan, hayatında ayırırsan o zaman hiç bir problem yok.
MOBİL KUŞAK: Cep telefonun hiç durmuyor? Kullanmaya ilk ne zaman başladın?
ŞAHAN GÖKBAKAR: İlk cep telefonumu lise 2'de aldım. O zaman yaygındı. Bizim okula getirmemiz de yasaktı. Çünkü ders sırasında sıra altlarında sürekli mesajlaşılıyordu. “Napıyorsun abi?” “İyiyim”falan gibi. “Bize gelsenize” diye mesaj atıp sınıf değiştiriyorduk. Hatta topluyorlardı telefonları. Baskın yapıyorlardı. Müdür muavini sınıfa girip “Evet, hadi bakalım. Cep telefonları çıksın' diyordu. Herkesten çıkıyordu böyle tık tık tık. Geri alınca gidip masaya diziyorduk. Arkasında gözlerimizi kapatıp poz veriyorduk.
MOBİL KUŞAK: Cep telefonuyla ilgili komik bir anın var mı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Üçlü mesajlaşmada sorunlar yaşadım diyelim. Birine mesaj atıp beklerken o sırada başka biriyle daha mesajlaşırsanız başınıza garip şeyler gelebiliyor. Örneğin bir hayranım “senden etkileniyorum” diye bir şey yazmıştı bir gün. Ben de tam o sırada menajerime espri olsun diye ‘artık seni sevmiyorum' diye mesaj yollamıştım. Menajerimden ‘ama ben seni seviyorum' mesajı geldi. Ben kız gönderdi sanıp ‘git başımdan' yazdım. Kız bana ‘Ne demek git başımdan? Bu kadar sert olmak zorunda mısın?' yazdı. İş çığrından çıktı.
| |



|
|