 |
AKŞAM: Herkesin bir hikayesi var ya artık. Sizin ünlenme maceranız nasıl başladı?
ŞAHAN GÖKBAKAR: 2002'de Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nden mezun olunca İstanbul'a geldim. Bir ev tuttum ve hiçbir şey yapmadan oturdum bir yıl.
AKŞAM: İstanbul'a oyunculuk konusunda belli bir çizgi belirleyip mi gelmiştiniz? Mesela Devlet Tiyatrosu oyuncusu olmayacağım gibi...
ŞAHAN GÖKBAKAR: Tiyatro okullarından mezun olan herkesin ortak derdi gidecek alanın olmaması. Alanlar ne? Seslendirme, dizi oyunculuğu, reklam filmleri, özel ve devlet tiyatroları... Bunlar ağırlıklı İstanbul merkezli. Şöyle bir handikap da var; Devlet Tiyatrosu'na girince önce Doğu'ya gidiyorsunuz. Ben doğma büyüme büyük şehir çocuğuyum; Diyarbakır'da altı yıl geçirmek benim için çok zor olur. Hayat tecrübesi anlamında da bana bir şey katacağını düşünmüyorum. Tabii beni acıyla eğitebilir ama öyle bir eğitim de almak istemiyorum.
|
AKŞAM: Ama birilerinin de oraya gitmesi gerekiyor.
ŞAHAN GÖKBAKAR: Tabii ama ben olmayayım. Çünkü o birileri hayatlarından ciddi anlamda ödünler vererek işler yapmaya çalışıyor. Ben mesleğim için hayatımdan böyle bir ödün veremem.
AKŞAM: Oyunculuk eğitimi almış biri olarak özel bir alana yönelmişsiniz. Okulda mı şekillendi bu komiklik hali?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Doğrusu dramda da başarılıydım ama abuk bir bakışla yine insanları güldürürdüm. Zaten en acı günlerinde bile insanlar belli bir anda gülümseyebilir. Ben tiyatronun da içinde gerçek bir şeyler olması gerektiğini düşünüyorum. Yaptığımız şu ufacık programda bile bütün karakterlerin nasıl yürüdüğünü, nasıl konuştuğunu, karısıyla ilişkilerini görebilirsin. Yoksa karikatür yapmasını biz de biliriz.
AKŞAM: Farklı bir oyunculuk anlayışına mı ihtiyaç var?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Kallavi oyunculukların zamanının geçtiğini düşünüyorum. Bu ülkede oyunculuğu toplam 15 kişi falan öğrettiği için herkes küçük Cüneyt Gökçerler, Çetin Tekindorlar, Rüştü Asyalılar olma çabası içinde. Tiyatro robotları ortaya çıkıyor. Antimelodik konuşmalar, Türkçemizi güzel kullanalım dersleri, tonlamalar... Hoşuma gitmiyor. Kendimizi iyi anlatan işler yapmalıyız.
AKŞAM: Daha yaratıcı işler mi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Bu biraz beyinlerimizin kendi kendiyle ne kadar dalga geçebildiğiyle alakalı. Türkiye'den çıkan yaratıcı insanlar, aradan sıyrılanlar. Eğitim sistemimin ehlileştiremediği, bastıramadığı insanlar. Yoksa 'Aman yavrum, tiyatroda gülünmez, efendi olunur' diye sürekli koşullandırmalar var.
AKŞAM: Yine de İstanbul'a geldiğiniz dönemde bir şey yapmamışsınız.
ŞAHAN GÖKBAKAR: Kız arkadaşımdan yeni ayrılmıştım. İçki içip şiir yazdım.
AKŞAM: Yılmaz Erdoğan gibi ileride şiirlerinizi kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Yok. Yaparsam da zaten hiçbir beklenti olmadan yaparım. Ama ben şiire Yılmaz Erdoğan sayesinde başladım. Çok da beğenirim şiirlerini. Bir gün bir hocamız dedi ki 'Yılmaz Erdoğan inanılmaz bir beyin. Evli olmasaydım kesin onunla evlenirdim.' Hafif kıskançlık yarattı bende.
AKŞAM: Kıskançlığın nedeni hocanızı beğenmeniz olabilir mi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Düşünsenize, bir erkek için bir kadının böyle cümleler kurması çok özel bir şey... 'Ben de yazarım, ne var ki' dedim. Yılmaz Erdoğan formatından yola çıkarak bir şiir yazdım. İki ay sonra hocaya Erdoğan'ın yeni bir şiirini buldum diye mail attım. Cevap geldi: 'Görüyorsun işte şu cümle yapılarına bak, adam dahi!' Ama klişe olmayı sevmem. Şiir kitabı çıkarayım, stand up yapayım, kaset de gelsin gibi Yılmaz Erdoğan, Beyaz, Okan Bayülgen ve Cem Yılmaz dörtlüsünün ışığına kapılan gençlerle aynı yollardan gitme taraftarı değilim. Diğer arkadaşlar hep aynı sistematiğin işleyeceğini düşünüp teker teker düz duvara çarptı. Ben sadece kendi yolumla ilgileniyorum.
AKŞAM: Okeye dördüncü olmayacaksınız yani.
ŞAHAN GÖKBAKAR: Zaten ana çıkış noktam şu: Başkalarının çıkış serüvenini hayatıma empoze etmek yerine kendi serüvenimi oluşturmayı tercih ediyorum. Çünkü bu dörtlünün kendine has lezzetleri var. Mesela Okan keşkül, Beyaz fırın sütlaç, Cem künefe, Yılmaz Erdoğan tulumba tatlısıysa ben de kazandibi olmak isterim. Bir tulumba tatlısı yapacağım, herkes benimkini yiyecek diye bir iddiam yok. Hayattaki duruşum ne kadar zekiyse ekrandaki çıkışım da o kadar zeki olmalı. İnanmadığım işler yapmıyorum. Bunun içindeki bir parantez de şu: Milyarlar içinde yaşarken ekmek kaç para skeci de yapmıyorum. İşin mesaj veren komedi kısmıyla da ilgilenmiyorum.
AKŞAM: Ve Levent Kırca da devre dışı kaldı böylece.
ŞAHAN GÖKBAKAR: Levent Kırca ben çocuktum sarhoş taklidi yapıyordu, şimdi de sarhoş taklidi yapıyor. İki sene boyunca gaz çıkararak uçan bir kahramanı izledik biz. Türkiye'de çok basit komedi damarları var. O damarlara herkes girdi.
AKŞAM: Nerede yırtıldı o damar?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Cem Yılmaz'la yırtıldı. Cem Yılmaz denilen şahsiyetin Türkiye'de nefes alıyor olması bile bence bir şans. Oyuncu olarak da çok başarılı. Türkiye'de by-pass olması gereken ana damarları açtı. Benim gibi birçok insanın hasretini çektiği, beğendiği, istediği bir komedi anlayışı getirdi. Mesaj vermek zorunda olmayan, güldürürken düşündürdüm gibi klişelere imza atmayan... Beni ilk takdir eden de Cem Yılmaz oldu.
AKŞAM: Dikkat Şahan Çıkabilir'i siz mi yazıyorsunuz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Yazmıyoruz, tamamen doğaçlama. Kimse espri üretmiyor. Alper Mestçi, ben ve televizyon bir ekip halinde çalışıyoruz. Bir anda bir şey geliyor aklımıza, gülmekten yerlere yatıyoruz. Bunu yapalım diyoruz. Ben hemen oynuyorum. İki gün sonra çekim oluyor. Hazır mısın diyorlar, hazırım diyorum. Üç, iki, bir, başlıyor...
AKŞAM: Şöhrete giden basamaklarda da bir geri sayım mevcut sanırım bu sıralar.
ŞAHAN GÖKBAKAR: Öyle bir merdiven olduğuna inanmıyorum. Dört yıl sonra böyle başarılı işler yaparken şu an aldığım paranın 25 katını verecekler bana. Ama şimdi kendimi nasıl normal hissediyorum, o zaman öyle hissedeceğim.
AKŞAM: Kendinize çok mu güveniyorsunuz, yoksa oynuyor musunuz?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Ben çok güvenirim kendime. Bunu oynasaydım 'Beyaz kimmiş, Okan Bayülgen kimmiş ki, ben daha iyiyim' demem lazım. Hiç öyle bir iddiam yok. Şu anda dört ayrı yerden stand-up teklifi geldi. Ama yeri ve zamanı değil. Bir insan kendine güveniyorsa ama altı boşsa eninde sonunda anlaşılır zaten. |
 |
AKŞAM: Hatırlatırım, prim yapan mütevazılıktır.
ŞAHAN GÖKBAKAR: 'Daha neyim ki, yolun çok başındayım' gibi konuşmaları inandırıcı bulmuyorum. Ben öyle düşünmüyorum. Samimi ve dürüstüm. Programın bu kadar sevilmesinin sebebi de bu. Orada da rol kesmiyorum. Komiğim. Komik olduğum için insanlar gülüyor, komik olmak için bir çaba yok. Bende böyle bir potansiyel var, bunları insanlara gösteriyorum ekrandan.
AKŞAM: Sizi tiyatroya yönlendiren neydi?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Başka bir alanda çalışıp sorun sahibi olmak istemedim. Mesela turizmci olsam beni işten atarlar, ne ciddiyetsiz, aptal bir herif diye.
AKŞAM: Tiyatro büyüsüne ne oldu?
ŞAHAN GÖKBAKAR: Yok öyle bir büyü. Sahne tozu yuttum bir daha iflah olmam da yok. Meslek sonuçta bu. Mesleğine saygı duyduğun sürece seninle birlikte yürür. Ben şov dünyasını seçtim. Bu alanın içinde yapılan şeylerin bir sanat değeri yok. Eğlence dünyasının kahramanlarıyız. Ama ben sadece bu demek değilim, bunu da yapabiliyorum. Ve Türkiye'deki birçok isimden çok daha başarılıyım. Ancak bu işin er meydanı sahnedir. Sahneye çıksam da göz dolduracak bir er meydanı cengaveri olabilirim yani.
"PARA BENİ BOZMAZ, ZATEN BELLİ BİR DÜZEYDEN GELDİM"
ŞAHAN GÖKBAKAR: Televizyon yayının 18:30'da başlıyorsa 19:30'da biter. 19:31'de sen yoksun. Dünyada var mısın? Bir video kasetin içindesin. O kaset karanlık bir arşivde duruyor. 3000 kasete ulaşınca alıyorlar raftan, o dönemin yetenekli adamını çekiyorlar. Böylece sen annenin biriktirdiği gazete kupürlerinde kalıyorsun. Şu anda Türkiye'nin en manyak komedyeni olayım, yine de insanlığımdan bir şey kaybetmem. Para seni bozar mı diye soruyorlar, bozmaz. Çünkü ben sekiz kardeşle, bir göz odada büyüyüp şimdi ne olduk durumu yaşamıyorum. Zaten belli bir düzeyden geldim. Şimdi ailemden para almadan, kendi paramla alıştığım standartlarda yaşamaya devam ediyorum.
| |



|
|